İlim Dünyamıza Hoşgeldiniz.. ßiร๓illคђiггคђ๓คภiггคђi๓ ..νυѕℓαтıм özℓємiм∂iя..

KaRdEsLiGiN DaIm oLdUgU, sEvGiLeRiN BiRlEsTiĞi, DoStLuKlArIn bItMeDiGi AiLe fOrUmUmUzDa iYi vAkIt gEçIrMeNiZ UmUdUyLa eFeNdIm eDePlE GeLeN HüRmEtLe gIdEr.
 
AnasayfaKapıTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Peygamber Efendimiz'in Bir Günü 1

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
HaK_YoLcUsU
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 136
Kayıt tarihi : 02/05/09

MesajKonu: Peygamber Efendimiz'in Bir Günü 1   Ptsi Mayıs 25, 2009 11:18 am

Peygamber Efendimiz'in Bir Gunu

Yeryuzunde gunluk hayat sabah gun dogmadan baslar. Sebnemlerin olusmasindan tomurcuklarin acilmasina; kuslarin otusunden nesimin esmesine varincaya kadar hemen butun varlik kendilerine mahsus dilleriyle gun dogmadan kulli bir zikir halkasina otururlar.

Normal bir omur yasamis herhangi bir insanin hayatindan yirmi dort saatlik kisa bir dilimi yani ‘bir gun’u anlatmak o kisiyi tanitma adina ciddi yetersizlikler tasir. Zira yasanan gunlerin hemen hic biri digeriyle ayni degildir. Hele o kisi Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi

— gokler otesi âlemle surekli irtibat halinde
— manen surekli yukselen
— her biri ayri bir heyecan verici ve hayati yeniden insa edici vahiyler alan
— butun insanligin dertlerine derman olmakla gorevlendirilmis
— her yonu hikmet dolu bir aile reisligi yapan
— can dostlarinin yani sira azili dusmanlari da olan
— yuzu daha cok ahirete donuk
— engin bir ibadet hayati yasayan
— gecmis ve gelecek insanlar arasinda butun guzelliklerde zirveyi tutan

mustesna bir zat ise ve konu kisa sayilabilecek bir makale cercevesinde ele alinacaksa is daha da zorlasacaktir. Ancak Efendimiz’in hayati hemen her gunu ile tesbit edildiginden oturu bu zorluk kismen hafiflemektedir. Okuyucu O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) diger gunlerini de bildiginden oturu kolay bir sekilde irtibat kurabilir ve bir butunluk elde edebilir. Gunu belli dilimlere ayirarak ayni gunde olmazsa bile o zaman diliminde genellikle islenen fiilleri sahih kaynaklar isiginda ele alarak konuyu islemeye gayret ettik.

Asr-i Saadet ve sonraki donemlerde gunler daha cok cami etrafinda ve namaz merkezli gectiginden gunu namaz vakitlerinin sayisinca bese bolduk. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve o cizgide gidenlerin hayatinda gecenin ayri bir onemi oldugundan onu da ayri bir dilim olarak ekledik.

Sabah

Yeryuzunde gunluk hayat sabah gun dogmadan baslar. Sebnemlerin olusmasindan tomurcuklarin acilmasina; kuslarin otusunden nesimin esmesine varincaya kadar hemen butun varlik kendilerine mahsus dilleriyle gun dogmadan kulli bir zikir halkasina otururlar. Zira bu saatler baharin baslangicina insanin rahm-i madere dustugu doneme yer ve goklerin alti gunluk yaratilis serencamesinin birinci gunune benzer onlari hatirlatir ve onlardaki suunât-i Ilahiyeyi ihtar eder. Insan da diger varliklarin cibillî bir sekilde kurmus oldugu zikir halkasina suurlu bir sekilde istirak eder ve basta namaz olmak uzere degisik zikir ve aktivitelerle gune baslar.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de gune sabah namazi ile baslardi. Bilindigi gibi Medine’de cok sade ve mutevazi olan hane-i saadetleri mescidin avlusunun bir tarafini olusturuyordu.1 Âmâ bir sahabi olan Abdullah b. Ummi Mektum’un okudugu ezanla sabah namazinin vakti girer2 Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) odasinda sunneti kilar ve farzi kildirmak uzere mescide cikardi. Mescide gelemeyecek kadar ciddi mazeretleri olanlar disinda Medine’de bulunan butun Muslumanlar her farz namazi Efendimiz’in arkasinda kilmaya gayret ederlerdi.

Namazdan sonra her gun gunes belli bir yukseklige cikincaya kadar once tesbihatini ve o vakte ait mutad evradini yapar sonra yuzunu ashabina donerek bagdas kurar ve ashabiyla sohbet ederdi. Bu sohbetler sirasinda gundelik konulardan tarihi hatiralara ruya tabirlerinden imana hizmet konularina sorulara cevap vermekten sikintisi olanlarin sikintisini gidermeye varincaya kadar beseriyetin geregi olan bircok mesele konusuluyordu. Yani ibadet halkasindan hemen sonra tam bir ilim ve irfan halkasi kuruluyordu.3

Bu ilim ve irfan halkasinin her gun kuruldugu su olaydan anlasilmaktadir: Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onlari te’dip etme ve sonrakilere de bu konuda yapilmasi gerekeni ders verme adina yaklasik bir ay hanimlariyla konusmama karari aldigi gunun sabah namazini kilar kilmaz mutad olan sohbeti yapmadan hemen Mesrube adi verilen cumbaya cekilmisti. Basta Hz. Omer (r.a.) olmak uzere butun sahabe onemli bir sey oldugunu anlamislardi. Gercekten de bazi ayetlerin nazil olmasina sebebiyet veren Îlâ Hadisesi vuku bulmustu. Oyle anlasiliyor ki bundan once sabah sohbetleri hic terk edilmemisti. On yili askin bir sure her gunun en verimli vaktinde ve en az bir saat suren “Peygamber Sohbeti” kisiye neler kazandirir her halde onu ancak yasayanlar bilir.

Bazi rivayetler Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kusluk vaktine kadar mescitte oturmaya devam ettigi ve Kusluk Namazini kildiktan sonra ayrildigina isaret etmektedir. Nitekim bunu tavsiye eden bir hadisi serifte su ifadeler bulunmaktadir: “Kim sabah namazini kildiktan sonra yerinde bekler ve iki rekât kusluk namazi kilincaya kadar sadece hayirli seyler konusursa denizin kopugu kadar hatalari olsa bile af olur.”4

Bu sohbetler sirasinda bazen ashabin gordugu ruyalarin da tabir edildigine isaret etmistik. Efendimiz namazdan sonra “Mujdeleyici (ruya) goren var mi?” diye sorar ashap da gordukleri ruyalari anlatirlardi. Bu konuyu ve gordugu ruyayi Abdullah b. Omer (r.a.) soyle anlatiyor: "Hz. Peygamber'in sagliginda ashaptan birisi bir ruya gorunce onu Hz. Peygamber'e anlatirdi. Ben de bir ruya gormeyi ve Allah Resulune anlatmayi cok arzu ederdim. O sirada gencecik bir delikanliydim ve mescitte uyurdum. Bir gun soyle bir ruya gordum: Iki melek beni yakalayarak Cehenneme goturduler. Cehennem kuyu duvari gibi tasla orulmus olarak gorunuyordu. Iki boynuz gibi iki yani vardi. Burada kendilerini yakindan tanidigim kimseler de vardi. O anda "Cehennem'den Allah'a siginirim!" demeye basladim. Bu sirada yanimiza baska bir melek gelerek bana "Korkma sen buraya atilmayacaksin. Senin icin tasa ve endise yoktur." dedi.

Bu ruyayi goren Hz. Omer'in oglu Abdullah'ti. O her yonuyle babasiyla atbasi giden bir insandi. Dusunun ki babasindan sonra onu hem de o gunun insanlari baslarinda halife gormek istiyorlardi. Eger Hz. Omer bizzat mani olup "Bir evden bir kurban yeter!" demeseydi belki de ummet onu halife sececekti. O hem bir ilim okyanusu hem de takva ve zuhdun zirvesinde bir insandi.

Abdullah (r.a.) soyle devam ediyor: "Bu ruyami Hz. Peygamber'in hanimi olan ablam Hafsa'ya anlattim. O da Efendimiz’e anlatinca soyle buyurmus: "Abdullah ne iyi insandir; keske gecenin bir kisminda kalkip da ibadet etmeyi âdet edinseydi!" Zira cehennem seklinde onun nazarina arz edilen berzah azabina ait bir tablodur. O tabloyla gosterilen azaba maruz kalmamanin tek yolu ise gecenin ibadetle aydinlatilmasidir. Abdullah'in kolesi Salim "bu olaydan sonra Abdullah az bir kismi haric geceleri uyumazdi" der.5

Kusluk namazi kilindiktan sonra oradan bir yere gidilmeyecekse Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) eve doner ve evde yiyecek bir sey olup olmadigini sorardi. Sayet yiyecek bir sey varsa kahvalti yapar yoksa “oyle ise orucluyum”6 der o gunu oruclu gecirirdi. “Bir sey var” denildigi zamanlarda var olan sey genelde sut hurma bir kac dilim kuru arpa ekmegi vb. seylerdi. Yani evlerinde ne bulurlarsa onu yerler yemekler arasinda ayirim yapmazlardi. O’nun yemeginden soz eden hanimlari ve arkadaslari su sozleri kullanirlar:
— Medine’ye hicretinden vefatina kadar Allah Resulunun ailesi uc gun arka arkaya bugday ekmegi ile karnini doyurmadi.

— Bazen acliktan karnina tas bagladigi olurdu.
— Hane-i saadette en cok yenilen-icilen iki sey vardi:Hurma ve su.
— “Ben Allah’in kolesiyim ve kole gibi yemek yerim” der dizleri ustune oturarak yerdi.7
— Acikmadan yemez ve doymadan kalkardi.

Bu ve benzeri ifadelerden sunu anliyoruz: Efendimiz’in hayatinda yemek isi gunumuzde oldugu gibi hayatin merkezinde yer almiyor gundelik hayat yemek ogunlerine gore sekillenmiyor yemek icin fazla zaman harcanmiyor yemek olmadigi zaman problem yapilmiyor mukellef sofralar kurulmuyor sohbetlerde surekli yemek cesitlerinden soz edilmiyor daha guzel bir yemek icin kilometrelerce yol kat’ edilmiyordu. Durum boyle olunca da gunumuzun tam aksine diger onemli seylere daha cok vakit ve para ayriliyordu.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ogleden once bir sure dinlenirdi. Bilindigi gibi insanin biyolojik yapisi uykuya ihtiyac duyacak sekilde yaratilmistir. Durup dinlenmeden faaliyet gosteren beden bir sure sonra enerjisini yitirip yipranmakta ve degisik hastaliklara davetiye cikarmaktadir. Onun icin kisinin geceleri uyuyup dinlenmesi vazgecilmez bir ihtiyactir. Ancak gece ibadet ve benzeri faaliyetlerle ugrasildigi icin yeterince dinlenememek is yogunlugu ve stresten oturu dikkatin dagilmasi ve bedenin yorulmasi ve sicak iklim sartlarindan oturu bir de gunduz uyuyup dinlenme soz konusudur. Islamî literaturde buna kaylûle denilmektedir. Turkcemizde buna ogle uykusu veya ogle oncesi uyku demek mumkundur.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu saatlerde bir sure dinlenmeyi tavsiye etmesinin yani sira bir nevi âdet haline getirmis olmasindan oturu kaylûle sunnet olarak kabul edilmistir. Ibn Abbas'in rivayet ettigi hadiste Allah Resulu (sallallahu aleyhi ve sellem) "gunduz orucuna sahur yemegiyle gece ibadetine ise ogle uykusuyla (kaylûle) yardimci olun!"8 derken Enes b. Malik'in rivayet ettigi hadiste ise annesi Ummu Suleym'in hemen her gun evinde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) icin bir sergi serdigi ve Efendimiz'in orada kaylûle yaptigi aktarilmaktadir.9

Gunluk hayatlarinda ogle uykusuna mutlaka yer veren sahabe-i kiram ise cuma gunleri cuma namazi kilindiktan sonra diger gunlerde ise ogleden once dinlendiklerini ozellikle vurgulamaktadirlar.10 Diger bir hadiste ise kaylûlenin fitrata uygun bir ahlak (aliskanlik) oldugu ifade edilmistir.11

Ogle

Ogle zamani bir yilla kiyaslandiginda yaz mevsiminin ortasina insan omruyle kiyaslandiginda gencligin kemaline dunyanin omru ile kiyaslandiginda dunyada insanin yaradilis devrine benzer ve onlardaki rahmet tecellilerinin nimetlerini hatirlatir.

Ogle gunduzun kemale erip zevale meylettigi gunluk islerin belli bir seviyeye getirildigi is yogunlugundan uzaklasarak kisa bir dinlenmege ihtiyac duyuldugu fâni dunyanin gecici ve agir islerinin verdigi gaflet ve yorgunluktan ruhun teneffuse ihtiyac hissettigi bir andir. Insan ruhu bu sikici atmosferden kurtulmak Yuce Rabbinin huzuruna cikip el baglayarak nimetlerine sukur ve hamd edip yardim dilemek celal ve azametine karsi rukû ve secde ile aczini ortaya koymak uzere ogle namazini kilmaya buyuk bir heves ve ihtiyac duyar. Hele bu namaz Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’in arkasinda kilinacaksa…

Evet Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuk bir istiyakla camiye kosan ashabina gun ortasinda ogle namazini kildirirdi. Eger o gun haftanin Cuma gunu ise bambaska bir cosku ile yani bayram havasinda namaza hazirlanilirdi. Tirnaklar kesilir banyo yapilir yeni elbiseler giyilir kokular surulur her gunden daha erken camiye gidilir Efendimiz’in hutbesine kulak verilir ve ardindan da namaz kilinirdi. Ozellikle bu namaza cocuk ve kadinlar diger vakitlere nazaran daha cok istirak ederlerdi.

Kaynaklarimizda duzenli bir sekilde yenilen ogle yemeginden soz edilmemektedir. Fitir sadakasi veya bazi keffaretlerin miktari belirlenirken gunde iki ogun uzerinden hesaplanmasi gosteriyor ki sabah ve aksam yemeklerine ek olarak ucuncu bir ogun bulanmamaktadir. Boylece sabah kahvaltisini sahurda yiyen kisinin gunlerini ne kadar kolay bir sekilde oruclu gecirebilecegi de daha iyi anlasilmaktadir. Aslinda gunumuzde de iki ogunle yetinmek hem zaman kazanma hem butce dengeleri hem de saglik acisindan tavsiyeye sayan olmanin otesinde uyulmasi gereken bir sunnettir. Elbette seker hastaligi vb. durumlar bundan istisna edilir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zaman zaman ashabina ziyaretlerde bulunur gundelik mesgalelerini deruhte eder devlet baskani olarak kamuyu ilgilendiren islere bakar nazil olan ayetleri vahiy kâtiplerine yazdirir hemen yerine getirilmesi gereken emirler varsa bunlari bir munadi vasitasiyla halka duyurur ve gelen misafirlerle ilgilenirdi. Mesela hicretin sekizinci yilindan itibaren yogun bir elciler ziyareti yasanmistir. Gunun bir bolumu bu elcileri karsilama agirlama soru ve isteklerine cevap verme ve ugurlama ile gecmekteydi.

Arabistan’in cesitli bolgelerinde yasayan kabileler Musluman olmak veya Musluman olduklarini bildirmek ve kabul ettikleri Islâm Dini'nin esaslarini ogrenmek uzere Peygamber Efendimiz’e heyetler gonderiyorlardi. Bunlarin sayisi 70'i asmaktadir. Ilk heyet Hevâzin Kabilesi'nden Hicretin 8'inci yilinda gelmisti. Son heyet ise Yemen'deki Neha’ Kabilesi'nden Hicretin 10’nuncu yili Sevval ayinda gelen heyettir. Soz konusu heyetlerin cogu hicretin 9'uncu yilinda geldiginden bu yila "senetu'l-vufûd" (elciler yili) denilmistir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Peygamber Efendimiz'in Bir Günü 1
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İlim Dünyamıza Hoşgeldiniz.. ßiร๓illคђiггคђ๓คภiггคђi๓ ..νυѕℓαтıм özℓємiм∂iя.. :: ♥✿•*¨`*•✿♥ ♥✿•*¨`*•✿♥...::::iSLAM::::....♥✿•*¨`*•✿♥ ♥✿•*¨`*•✿♥. :: iรlค๓i ђคyคt tคгzı-
Buraya geçin: